Depremin Yol Açtığı Deprem: Ey Deprem Tellalları Birde Siz Vurmayın

İnsanları tekrar endişeye sürüklemek istercesine, televizyonlara çıkıp yine deprem unutuldu diye bir daha hatırlatıyorlar. Yakınlarımızın, örneğin anne babamızın ölümü hafızamızda sürekli canlı olsa yaşama sevincimiz kalır mı?

Marmara Depremi

17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara Depremi’nin, Düzce, Van ve en son İstanbul (5.8 şiddetinde olan) depreminin ardından, bir kısım deprem uzmanı, çoğu jeoloji mühendisi olan bilim adamları, deprem hakkında medyada, özellikle televizyonlarda, fay hatlarını gösteren deprem haritası eşliğinde, depremin nasıl meydana geldiği, fay hatlarının nereden geçtiği, çatlağın ucunda enerji birikmekte olduğu, dolayısıyla fayların hemen veya yıllar sonra kırılabileceğini ve büyük depremin meydana gelme vaktinin yaklaştığı, böyle bir depremde şu kadar insan öleceği gibi açıklamalarla halkı aydınlatmaktadırlar(!)

Bu uzmanların araştırmalarının önemi yadsınamaz. Bu araştırmalar, uzmanlar ve bilim adamları arasında elbette tartışılmalıdır.

Bir paradigma (bilim yapma modeli) çevresinde toplanmış olan bilim adamları topluluğu (scientific community) tarafından, paradigmanın kavramları, problemleri, çözüm tarzları bilim topluluğu arasında paylaşılarak, tartışılarak bilim yapılır.

En azında Bilim Felsefesi filozofu Thomas Kuhn (1922-1996) tarafından bu böyledir. Televizyonda sıklıkla görünen söz konusu bilim adamları, depremin ne zaman olacağının bilinmediğini bildirirler. Sağlam zemin konusu, onların uzmanlık alanları değildir.

Depreme dayanıklı yapı/bina nasıl yapılır konusu da uzmanlık alanları içinde olmadığı için bilmezler. Ancak sürekli olarak bunlar medyada boy gösterirler. Zemin mekaniği ve depreme dayanıklı yapı konusunun uzmanı olan inşaat mühendisleri pek medyada görünmezler veya konuşturulmazlar.

Acaba nedendir?

17 Ağustos Depremi’nden sonra 1998 yılı ve sonrasında yürürlüğe giren deprem yönetmelikleri dikkate alındığında Türkiye’nin çok iyi bir deprem yönetmeliğine sahip olduğu bilinmektedir. Mesele bu yönetmeliğe uygun yapı inşa edilmesinin sağlanmasıdır.

İstanbul’dan geçen Marmara Fay hattında enerji birikmektedir, fay kırıldı kırılacak. İstanbul’da beklendiği gibi bir deprem olursa, mevcut binaların en az yüzde kaçının yıkılacağına, her binada ortalama şu kadar daire var ise ve her bir dairede ortalama şu sayıda insan yaşıyorsa toplam olarak en az kaç insanın öleceğine dair parlak bir hesabı kamuoyu önünde, televizyonda yapılmaktadır. Bu söylemler yüzünden insanlar evlerinde huzur içinde yaşayamamaktadırlar.

Birçok insan deprem depresyonu yaşmakta

Soru şudur: Bu söylemler neye hizmet eder? Kendileri, depreme dayanıklı bina inşası ve zemin mekaniği alanlarında uzman olmadıkları halde, bu yayımlar yüzünden birçok insan deprem depresyonu yaşmaktadır.

Yoldan geçen araç dolayısıyla oturdukları masa hafifçe sallansa kimi insanlar paniğe kapılmaktadırlar. İstanbul’da meydana gelen son 5.8 şiddetindeki depremde bir tek bina çökmemiştir. Sadece kendi ağırlığını zaten zor taşıyan çürük bir kaç binada ağır çatlaklar oluşmuştur.

Bu binalardaki hasarlar depremden daha çok kendi yetersizlikleri nedeniyle ortaya çıkmıştır. Ama deprem paniği yüzünden çok sayıda insan yaralanmıştır.

Deprem yayınları ekonomiye zarar vermekte

Bu deprem söylemi yüzünden insanlar yaşama sevincini yitirmektedirler. Evlerinde endişe içinde yaşamaktadırlar. Bu tarz deprem yayınları ekonomiye de büyük zarar vermektedir.

Yatırım yapacak insanlar, özellikle İstanbul’da cesaretleri kırılıp yatırımdan vazgeçmekte veya ertelemektedirler. Kimi semtlerde evler, arsalar değersizleşiyor, kimilerinde pahalılaşıyor.

Ne zaman olacağı bilinmeyen depreme dair söylemler yüzünden deprem sigortası yükseliyor, deprem çantaları satışı patlıyor. Uzmanların sağlam raporu verdikleri okullara veliler çocuklarını göndermiyorlar.

Demokrasi, açıklık bu mu?

Devlet, kamu ve uzmanları arasında konuşulması gereken bu konular, sürekli olarak kamuoyu önünde neden konuşulur? Demokrasi, açıklık bu mu?

İnsanları tekrar endişeye sürüklemek istercesine, televizyonlara çıkıp yine deprem unutuldu diye bir daha hatırlatıyorlar. Yakınlarımızın, örneğin anne babamızın ölümünü hafızamızda sürekli canlı olsa yaşama sevincimiz kalır mı?

Depreme dayanıklı sağlam binalar inşa etmek

Asıl mesele depreme dayanıklı sağlam binalar inşa etmektir. Bizden çok daha şiddetli deprem yaşayan ülkelerde binalar beşik gibi sallanıyor fakat yıkılmadığını, insanların işlerine güçlerine devam ettiklerini biliyoruz.

Adapazarı ve son İstanbul depremini yaşadım. Depremin hemen ardından Düzce ve Van’ı gördüm. Sağlam yapılarda neredeyse ölüm olmuyor. Bir gözlemimi yazacağım burada.

Adapazarı’nda çok katlı bir bina iki binanın arasına inşa edilmişti. Bitişik binalara hasar verir diye yeterli derinlikte temel kazılamamıştı.

Depremde, bina olduğu gibi yandaki binanın üzerine devrilmişti, camları dahi kırılmamıştı ve içinde yasayan insanlar binadan sağ salim çıkıp gitmişler ve bir tek kişi ölmemişti.

Depremi güçlükle fark ettim

Ancak hemen yakınındaki bir başka binanın katları kitap gibi üst üste binmiş adeta bina kaybolmuştu. İçinde, çok sevdiğim öğretim üyesi bir arkadaşımın da bulunduğu çok sayıda insan ölmüştü.

Son 5.8’lik İstanbul depreminde, İstanbul Maltepe’de Kayış Dağı civarında idim. İstanbul’un Aksaray gibi bazı semtleri epeyce sallanmış, ama Maltepe’de bulunduğum yer çok az sallandı. Depremi güçlükle fark ettim.

Ancak, insanların korku ve panik hallerini hayretle gözledim. Bu durum o sırada yaşadığımız depremden dolayı olamazdı. 17 Ağustos 1999 depreminden beri süre gelen medyadaki deprem söyleminin yol açtığı algının yarattığı bir depremdi.

Halk ne yapsın?

Milletin önünde felaket tellallığının ne gereği var? Halk ne yapsın? Asıl sorumluluk, meslek odalarının, mühendis ve mimarların, hükümetin, belediyelerin.

Onların kendi aralarında konuyu enine boyuna ele almaları ve varılan sonuçların uygulanması gerekir.

Belediyelerin iyi denetim yapmaları çok önemli. 1991-2002 yıllarında, Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak görev yapan, “Deprem Dede” olarak tanınmış olan Profesör Ahmet Mete Işıkara’nın (1941-2013), 17 Ağustos Depremi’nde, “Unutmayın deprem öldürmez bina öldürür” sözü meşhur olmuştu.

“Şüyuu vukuundan beter”

Ama bina unutuldu, sürekli deprem konuşuluyor. Dilimizde bir söz var: “Şüyuu vukuundan beter”. Deprem söylemi, kimi zaman, deprem gerçeğinden daha büyük yıkım yapmaktadır.

Psikolojik veya manevi yıkım yapmaktadır. Yaşama coşkusunun omurgasını kırmaktadır. Medya etiği ile birlikte bir de Deprem Etiği olmalıdır.

Depreme dayanıklı bina inşasının kuralları gibi deprem söyleminin etik kuralları olmalıdır. Daha yıkıcı ve kalıcı olan psikolojik ve manevi hasarları önlemek için. Depremin vurduğu kente bir de siz vurmayın ey deprem tellalları.

Kaynak: Yazan DURMUŞ GÜNAY Maltepe Üniversitesi

Ahmet Yayla

Habergece hatti'nin muhabiridir. Liseden mezun olduktan sonra haber alanında eğitim aldı ve muhabir, yapımcı olarak çalıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.