İslam’da Ekolojik Yaklaşımın Temelleri

Tabiî çevre, kelâm ilminin vesâilini oluşturur. Günümüzde insan yaşamına yönelik ciddi boyutta tehlike teşkil eden çevre sorunları, bu konuyu kelamî açıdan ele almayı (çevre teolojisi) gerektirmektedir.

Seküler yaklaşım, insanı yeryüzünün kurdu olarak görmektedir. Bu da maddi ilerleme, ekonomik kalkınma adına doğanın acımasızca tahribini beraberinde getirmiştir. İslam ise insanı yeryüzünün halifesi olarak görür. Ona yeryüzü imar sorumluluğu yükler, doğal çevreyi daha güzel hâle getirmeye teşvik eder.

İslam’a göre doğadaki hiçbir varlıkta “abes”lik yoktur. Çünkü hepsi, hikmet sahibi olan Allah tarafından var edilmiştir. Doğanın tüm varlıkları Allah’ın varlığının delilleridir; Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını yansıtırlar. Bu nedenle hepsinin ayrı bir değeri vardır.

Yahudi-Hristiyan geleneği

Ekeoloji felsefesi ve çevre etiği yazınında Descartes, Bacon, Newton gibi bilim ve düşünce adamları; Eflatun ve Yahudi-Hristiyan geleneği, insanlığın bugün yüzyüze geldiği çevre sorunlarının fikrî temellerini oluşturmaktan sorumlu tutulur.

Bunlara ait yanlışlar ise şöyle ifade edilir: – Düşünce ve uzam, ruh ve madde, ideler ve görüngüler âlemi ayrımı – Buna bağlı olarak hâkimiyet epistemolojisi – Kartezyen teoremi ve mekanik evren anlayışı – İnsanın doğaya karşı üstünlüğü ve önceliği inancı Bugün kendini “ekolojik” olarak niteleyen bazı yaklaşımlarda beşerî/medenî olan ile doğal olan arasındaki makul bir ilişki kurulamadığı görülür.

Bunun sonucu, doğadaki düzene uyma adına insanî/medenî değerlerin anlamsız hâle getirilmesidir. Batılı insan hakları öğretisinde medenî bir kavram olan haklar ve özgürlükler doğa durumu ve doğa yasasından türetmeye çalışırken söz konusu ekolojik yaklaşımda da hakların ve medenî değerlerin karşısına ekolojik düzen çıkartılmaktadır.

“İnsan yeryüzünün kurdudur.”

Hobbes’in “İnsan insanın kurdudur.” anlayışı söz konusu marjinal yaklaşımda “İnsan yeryüzünün kurdudur.” şekline dönüşmektedir. Oysa madde ve mana ayrımını temel alan dinî öğretilerin insanın yetenek, güç ve enerjisini toplum ve doğa lehine yönlendirdiği de bilinmektedir.

Ayrıca, insanın doğa karşısındaki önceliği inancı, insana özsaygı aşılar ve bu nedenle de ahlak için eğitsel ve fiilî bir temel oluşturur. Çağımızda insan hayatını doğrudan tehdit eder hâle gelen çevre sorunlarının temelinde insan-doğa ilişkilerindeki çeşitli kırılmalar vardır.

Bunlardan biri sömürgeciliktir. Sömürgecilik coğrafi keşifler için de itici güç olmuştur. Sömürgeciliği temellendirmek için de gelişmiş-geri kalmış, ilkel-medeni, hakikat-dalalet gibi ayrımlara başvurulmuştur.

Modern Batı

Günümüzde de çevre sorunlarını üçüncü dünya ülkelerine ihraç etmeye çalışan Modern Batı, kendi kültürünü insanlara aşılanması gereken medeniyetin gerekleri olarak sunmaktadır. Sanayi devrimi de sömürgecilik, dünya savaşları gibi etkileri yanında çevre sorunlarına doğrudan etkileri görülen bir olgudur.

Sanayi devrimi sonrasında, hızla yenilenen teknolojinin bedeli, ağır şartlar altında sömürülen insan emeğiyle ve doğadan alınan kaynaklarla ödendi. Kapitalist sistemin hammadde ihtiyacını karşılamak için Avrupa ülkeleri sömürgeler oluşturdular, üçüncü dünya diye tanımlanan toprakların yeraltı ve yer üstü kaynaklarını tükettiler.

Dahası, daha çok hammadde temin etmek ve pazaryeri oluşturmak için birbiriyle de savaştılar. Burada, sadece doğaya hükmetmek değil aynı zamanda başka milletlere ve farklı ırklara hükmetme tutumu da söz konusudur. Dolayısıyla sosyal barış ile doğayla barış arasında, insanî değerler ile ekolojik yaşam tarzı arasında çok yakın bir ilgi olduğuna dikkat edilmesi gerekir.

Kaynak: Yazan PROF. DR. RECEP ARDOĞAN KSU İlahiyat Fakültesi

Ahmet Yayla

Habergece hatti'nin muhabiridir. Liseden mezun olduktan sonra haber alanında eğitim aldı ve muhabir, yapımcı olarak çalıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.